Annenin Yokluğu, Çocuğun Hayata Hazırlığı, Sınavlara Hazırlık ve Sınav Kaygısı

Sınav Kaygısı”Sınav kaygısı” modern dünyanın ve modern ailenin üzerinde sıklıkla durduğu bir durumdur. Gerçekte psikiyatride sınav kaygısı denilen bir hastalık yoktur. “Sınav kaygısı” eğitimde geri kalmış ülkelerin (Amerika’nın kendi eğitim sistemi de dahil) yönetim sistemlerinin sorumluluk almaması sonucu ortaya çıkan öğrenci ve velideki çaresizliktir. Veli ve çocuk; yalnız bırakıldığının gayet farkındadır. Gelir durumu iyi olmayan vatandaşlarını kuyuya atan, kendi çabasıyla o kuyudan çıkan kişiye lütuf gibi asgari ücret üzerinden emeğinin karşılığını veren bir sistemden bahsediyoruz. Sistem diyorum çünkü mekanik ve acımasız. Oysa kültürel olarak devleti “devlet baba” olarak tanımlıyoruz. Velhasıl babanın güvende tutan, her evladına eşit hak tanıyan adeletini göremiyoruz. Bu durum yaptığımız anne ve babalığa da içselleştirildi maalesef. Anne ve baba da bu sürece katılıp mekanik bir ebeveynlik yapabiliyor sadece. Çocuğunun beslenmesine aşırı zaman harcıyor, çocuk ile sadece zeka oyunları oynuyor, büyüdüğünde ona ders programları yapıyor. Duygusal olarak tatmin olmamış çocuğun beyin gelişimi duruyor. İrade, karar verme, hayal kurma, dikkat, erdemlerine sahip çıkma, ahlak gibi insana ait üst düzey bilişsel işlevler güdük kalıyor. Yukarıda sayılan cevherleri olmayan çocuğu sadece korkutarak çalıştırabilirsiniz. Sınav kaygısı, çalışma için temel motivasyon olur. Tedavi için terapiye gelen çocuk ve ebeveyn kaygısı azalsın diye değil; kaygı neden işe yaramıyor diye getirilir sıklıkla.Terapide, sınav kaygısı ile gelen çocuğun temel duygusal ihtiyaçlarına odaklanılır. Duygusal ihtiyaçları karşılanmış çocuk, çalışmak için kırbaç görevi gören “sınav kaygısı” na ihtiyaç duymaz. İdealleri peşinde arkasına bakmadan koşabilir artık.

Çocuğunun terapiye alınmasını isteyen aile için genel bilgiler

ÇOCUĞUNUN TERAPİYE ALINMASINI İSTEYEN AİLE İÇİN GENEL BİLGİLER

Gelen her danışan ve aile, terapi için uygun olmayabilir.

Bunun genel sebepleri şunlardır:

1. Aile, geri dönüşü olmayan bir sürece girmiş olabilir. Tekrar bağ kurabilecek bir ilişki ortada kalmamış olabilir.

2. Aile, alışkanlıklarını sürdürmek isteyebilirler ve değişimi yorucu bulabilir.

3. Aile bireyleri kişisel sorumluluklarını almak istemeyebilirler.

4. Anne, baba ya da çocuk/ergen mevcut terapilerin yardımcı olamayacağı bir kişilik bozukluğu geliştirmiş olabilirler.

5. Anne, baba ya da çocuk/ergen temel ahlaki değerlerden (dolandırıcılık, hak ihlali, zorbalık, kaba ve saygısızca konuşmak, mazeretsiz gelmeme, yapılan emeğin ücretini ödemek istememe gibi) yoksun olabilirler. Bu da terapiyi imkansızlaştırır.

6. Aile bireyleri terapiyi sorumluluktan kaçış yeri olarak görebilirler.

Yukarıdaki durumlara benzer durumlarda terapi yapılamaz. Bir süre sonra danışan ve ailesi zorluk çıkarmaya başlar. Randevularını aksatır, önerileri yapmaz, uzun süre ortadan kaybolur sonra bir anda çıkıp acil randevu ister, o acil randevusuna da gelmez. Bu durumda tek çabalayan kişi terapist olmaya başlar. Hiç sorumluluk almayan danışanlar ise iyileşmiyoruz diye şikayet etmeye başlarlar. Durumu fark eden terapist görüşmeleri sonlandırmak zorunda kalabilir. Aşağıdaki özel durumlarda da terapi devam edemez:

1.Çocuk için; aile ısrarla önerileri yapmıyorsa, düzenli randevuya çocuğu getirmiyorsa, çocuğun fiziksel ve ruhsal istismar öyküsü varsa terapi süreci durdurulur. Sosyal hizmetlere bilgi verilir.

2.Ergenlerde ise ergen görüşmeye sürekli birilerinin zoruyla getiriliyorsa, önerileri ciddiye almıyorsa, kendine zarar verici davranışları varsa yataklı bir kurum tarafından takip edilmesi önerilir. Ayaktan terapi süreci durdurulur.

Terapi; gördüğünüz gibi olgunluk isteyen, değişime açık olmayı gerektiren bir süreç. Her ailede ve çocuk/ergende kullanabildiğimiz bir araç değil. Özellikle çocuk ve ergende geç kalınırsa uygulama şansımız kalmıyor.

Terapi; çocuğun olması gereken kişi olmasına yardım edebilir. Her sözünü dinleyen, sorgulamayan, duygularını saklayan, kim nereye çekerse oraya gidebilecek kadar uyumlu (?) olan bir çocuk ya da genç olmasına yardımcı olmuyoruz. Anne ya da baba olarak hatalarını görmeye tahammül edemeyen, sürekli haklı olduğunu iddia eden, iyileşmenin tüm sorumluluğunu terapiste ve çocuğa yükleyen ebeveynlere terapi hizmet edemez.

Görüşmelerine düzenli gelip, kişisel sorumluluklarını alan anne, baba ve çocuğun iyileşmeden gittiğini hiç gözlemlemedim. Bu terapistin desteği ile gerçekleşen büyük oranda anne, baba, çocuğun başarısıdır.

Çocuk ve Ergen Psikiyatristi

Uzm. Dr. Mihriban Keleş

Kaygılı Ebeveynler