Kaygılı Ebeveynler

Kevin hakkında konuşmalıyız!

“Ebeveyn olmak ya da olmamak” işte tüm mesele bu. 

Eva hayat dolu, iyi ilişkiler kurabilen, hedefleri olan bir genç kadın. Hamile olduğunu öğrenmesiyle ebeveyn olmaya hazır olmadığı halde fedakarlık yapıp mesleki gelişimi ve ideallerini kenara koyup çocuğunu doğurmaya karar veriyor.   “Basit bir karar, bunda abartacak ne var?” diyenler için Eva’nın özgür ruhlu, erkek arkadaşının bağlılık talebini reddeden, kendi ayakları üstünde duran, mutlu bir kadın olduğunu görmezden gelemeyiz. Eva, çocuğun ileride kendine bakmasını, yalnız kalmamayı ya da birçok sözde ebeveynin yaptığı gibi narsistik uzantısı olarak kendi gerçekleştiremediği hayallerin tatminini çocuğun üstünden tatmak gibi istekleri yok. Filmi izleyen birçok kişi Eva’yı yetersiz görse de üzülerek söylüyorum ki Eva var olan ebeveynler arasında bile ebeveyn olma becerileri ortalamanın üstünde. İkinci çocuğunda yeterince iyi bir ebeveyn olması bunun kanıtı.

Peki sorun ne? Neden Eva Kevin’de başarılı olamadı.  Belki  şimdi size saçma gelecek ama Eva’nın “fedakarlık şeması” dediğimiz kendi ihtiyaçlarını görmezden gelerek bir işe, bir kişinin hizmetine girme gibi toplum tarafından alkışlanan bir özelliği var. Dünyayı  gezmek istemesine rağmen erkek arkadaşını mutlu etmek için planlarından vazgeçip evlenip çocuk sahibi oluyor. Hamilelik sürecinde  ise ne ailesini ne de eşini yanında görüyoruz. Eva tamamen bebekle baş başa bırakılıyor. Eva’nın vücudunun, hislerinin değişmesi ve içinde büyüyen insana adapte olamaması yaşamdan keyif almasını engelliyor. Gittiği hamile kadın grubunda  daha da kendini kötü hissediyor Eva. Çocuk sahibi olmanın muhteşem olduğu, çok heyecanlı olduğu ile ilgili insanların konuşmalarına şahit oluyor.  Diğer kadınların kaygılarını saklaması, toz pembe bir tablo çizmeleri Eva’nın anlaşılmadığı hissini güçlendiriyor.

İnsan  yaşamı nerede başlıyor? Deneyimlerim, literatür ve nörobilim, epigenetik, dil bilimlerindeki araştırmaların ışığında; bir insanın yaşamının daha anne karnına plesantaya düşmeden başladığını düşünüyorum. Hücresel biyoloji, nörobilim, psikoloji dalları  bir kişinin travmasını anlamak için üç neslin incelemesinin yapılmasını öneriyor. O kadar  geriye gitmeyip Kevin’in anne karnında iken beyninin ses, duygu, bedensel hisler olarak neler kaydetmiş olabileceğini düşünelim. Bunu bilmemiz şimdiki bilimsel yöntemlerle mümkün değil. Fakat doğmamış bebeğin çevresinde ne tür bir ortam olduğuna bakarak tahmin edebiliriz. Eva’nın mutsuz olduğunu hepimiz gözlemliyoruz. Mutsuz bir insanın beyinsel aktiviteleri, salgıladığı hormonlar, çevresine verdiği sinyallerin değiştiğini hepimiz biliyoruz. İşte Kevin, içinde yaşadığı kadının mutsuz olduğunu kimyasal, fiziksel ve sezgisel olarak biliyor. Kevin’in henüz yaşadığı anı söze dökme, işitsel ve görsel anı olarak depolama, tahmin ve öngörüde bulunma, aklında canlandırma gibi zihinsel becerileri gelişmediği için edindiği bu bilgiyi bilinçaltına ham bir şekilde depoluyor. Bunun anlamı, Kevin doğduktan sonra mutsuz hissettiğinde bunu bir anıya, sese, görüntüye bağlayamayacak, ne olduğunu ve kendisinin neden böyle hissettiği ile ilgili kafası karışacaktır.

İstenmiyorsunuz, sevilmiyorsunuz, başka birinin hayatını çalmakla suçlanıyorsunuz. Nasıl hissederdiniz? Kevin’in bunu telafi etmesi için hiç bir yol yok. Sorunun ortadan kalkması için var olmaması gerekiyor. Kevin ise umutlu ama kızgın. Annesinin bir gün onu kabul edeceğini umuyor. Eva’nın dikkatini çekebilmek için var gücüyle ağlıyor, altına yapıyor, bağırıyor. “ben varım ve yaşıyorum” diyor. Sorun çıkarmasa Eva’nın onunla ilgilenmeyeceğini, bir kenarda büyüyüp gitmesini isteyeceğini biliyor. Hiç bir insanın ise tek başına, varlığı onaylanmadan hayatta kalması imkansız. Kevin, sessiz ve sorun çıkarmayan bir çocuk olsaydı; 18 yaşına gelmeden yoğun varoluşsal sorunlarla kıvranıp intihar etmiş olurdu.

Eva cephesinde durum ise  yakınlaşmaya çalışmak, nasıl yapacağını bilememek, sonra tekrar uzaklaşmak ile devam eden kısır döngü içinde çaresiz. Yardım arıyor fakat çevresi tarafından suçlanıyor, sorunu görmezden gelmesi isteniyor. Kevin ve Eva, aralarındaki problemi yok saymaya itiliyorlar. Ara sıra ortaya çıkıp kaybolan baba Eva’ya ebeveynlik dersi veriyor kendince fakat Kevin’in sorumluluğunu da üstüne almıyor. Kevin ile eğleniyor fakat Kevin’ın ne hissettiği, nasıl biri olduğu, duygusal olarak asıl ihtiyaçlarını görmek istemiyor. Kevin’i en çok tanıyan yine Eva oluyor.  Eva; Kevin’in kişiliğini, motivasyonlarını, duygularını, öfkesini net olarak görebilen tek kişi. Eva bir başkasının da aralarındaki ilişki sorununu görmesi umuduyla doktora gidiyor fakat onlar da görmemeyi tercih ediyor. Çünkü görebilmek kişisel  sorumluluk almaktır.  Bu nedenlerle Kevin’in babasını ve diğerlerini öldürmesi beni çok şaşırtmadı. Kevin’in tek umudu Eva. Eva’nın ona ebeveynlik yapabilecek tek kişi olduğunu biliyor. Babasının bu konuda yetersiz olduğunu keşfetmiş. Bütün dikkati Eva’nın üstünde, onu şaşırtmak, etkilemek, Eva’nın sevdiği herkesi öldürerek kendisine bakmasını sağlamak temel hayat motivasyonu.